Mecburi Hizmet ve Genel Cerrahi
Genel cerrahi uzmanı olarak mecburi hizmete gittiğiniz zaman acaba sizleri neler bekliyor ?
Ülkemizde öncelikle tıp eğitimi zor ve zahmetli bir süreçten geçiyor. Sağlık sisteminde süregelen aksaklıklar tıp eğitiminde de devam ediyor. Sonrasında Pratisyen hekim olarak sizi bir mecburi hizmet süreci bekliyor. İki seçeneğiniz var ya mecburi hizmeti yapıp kurtulmak ya da TUS sınavını geçerek ikinci bir eğitim sürecine girmek. Asistanlık sürecinden hiç bahsetmek istemiyorum!! Sanırım ayrı bir kaç yazı konusu olabileceğinden olsa gerek , ya da unutulmak istenmesinden de olabilir. Diğer branşlardan daha zor bir asistanlık süresi sonunda Genel Cerrahi Uzmanı olarak tescillenirsiniz.
Yeniden mecburi hizmet yükümlüsü olarak listelenirsiniz. Mecburi hizmet kura yerleri açıklanır ve sonuç….
Ameliyathanesi olmayan hastaneye atanırsınız…
Beş yıllık bir Genel Cerrah eğitimi sonrasında , belkide en verimli çalışacağınız zamanda tekrar 5 yıl geriye dönersiniz. Sonrasında ya bürokratik engelleri aşacak ameliyathane açacak , personel bulacak , eğitecek ve işinizi yapacaksınız ; ya da 350 günden geriye saymaya başlayacaksınızdır. Tabiki bu arada sizi ameliyathanesi olmayan yere gönderenler size bu imkanları verecek mi acaba ? Cevap hep elinde olanla yetineceksin… Çünkü personel yok , alet yok , malzeme yok…. Sonu yok ile biten cevaplar ise çok…
Bugün 350 den geriye 314 gün kaldı… Bakalım sonuç ne olacak…
Yüksek şiddetli aralıklı çalışma (HİİT)
Yüksek şiddetli aralıklı çalışma kısa aralıklı yüksek performanslı egzersizlerle performansı arttırmaya yönelik bir kardiyo çalışma yöntemidir. Yüksek şiddetli aralıklı çalışma yağ yakımını arttıran kardiyovasküler bir egzersizdir. Genellikler 9 ile 20 dakika arasında yapılmaktadır. Orginal protokolünde ise 2:1 oranında çalışma periyodlarını içermektedir. Örneğin sporcu 15-20 saniye süreli sprinti takiben 10 saniye süreli yürüme veya jogging yapmaktadır.
Prosüdür
Yüksek şiddetli aralıklı çalışma prosüdürü ısınma periyodunun ardından 6-10 yüksek performanslı aralarda ise orta performanslı çalışmayı takip eden soğuma egzersizlerini içermektedir. En yoğun egzersiz neredeyse en yüksek performansınızı içermelidir. Yani nefesinizi ve vücudunuzu zorlayacak şekilde olmalıdır.Orta egzersiz ise yani yüksek yoğunluklu egzersizin aralarında yapacağınız egzersiz en yüksek performansınızın %50’si kadar olmalıdır. Periyodların sayısı sporcuya bağlı olmakla beraber en az 6 periyod olmalıdır. En az 15 en çok 20 dakika sürmelidir.
Tabata Metodu:
1996 yılında yapılmış olan çalışma üzerine kurulmuş olan bir metoddur. 20 saniyelik çok yüksek performanslı (%170 ) egzersiz sonrasında 10 saniyelik dinlenme periyodu içerir. 4 dakika sürmekte ve 30 saniyelik 8 periyod içermektedir. Orijinal çalışmada sporcular haftada 4 gün bu metodla egzersiz yapmaktadırlar ve diğer kararlı grup ise haftada 5 gün düşük performanslı (%70 ) egzersiz yapmaktadırlar. Kararlı grubun VO2max ‘ı 52-57 ml/kg/dk olarak bulunurken Tabata grubunun VO2max ‘ı 48-55 ml/kg/dk olarak daha düşük olarak bulunmuştur. Yani Tabata grubu egzersiz neticesinde anaerobik kapasitenin faydalarından yararlanmışlardır.
Little Metodu:
2009 yılında yapılmış olan çalışma neticesinde kullanılan 60 sn yüksek performanslı (%95 ) egzersizi takiben yapılan 75 sn süreli dinlenme periyodlarının olduğu 8-12 periyoldu içermektedir. Haftada 3 kez yapılmaktadır.
Men’s Health Dergisine göre Standard aralıklı çalışma şeması:
1. 3-5 dakika süreli ısınma periyodu
2. 1 dakika yüksek şiddetli ve 1 dakika düşük şiddetli egzersiz ( 6-8 kez tekrar edilmeli )
3. 3-5 dakika süreli soğuma periyodu.
Yapılan çalışmalara göre bu çalışma metodunun faydası egzersizi takip eden 24 saat süresince istirahat metabolizma hızını (RMR) arttırmaktadır. Egzersiz sonrasında oksijen tüketime artmakta ve maksimal oksijen tüketim oranı (VO2 max) artmaktadır. Klasik uzun süreli egzersizlere göre oksijen tüketimi ve VO2 max ( maksimum oksijen tüketim oranı ) artmaktadır. Uzun süreli egzersizler hep yağ yakmak için en iyi yöntem olarak belirtilmiş ; yağ yıkıcı etkinin ortaya çıkması içinse en az 30 dk gerektiği söylenmişti. Ancak güncel bilgilerimize göre kardiyovasküler egzersiz yaparken en iyi yağ yakma yöntemi aralıklı çalışma metodlarının kullanılmasıdır. Ayrıca sporla ugraşan kişiler içinde aralıklı egzersiz yapmak gereklidir.
Dalak Hastalıkları
Dalağın anatomik bağları
- Gastrosplenik bağ
- Splenorenal bağ
- Splenofrenik bağ
- Splenokolik bağ
- Presplenik alan
- Pankreatikosplenik bağ
- Frenokolik bağ
- Pankreatikokolik bağ
Aksesuar dalak %14-30 bulunur. Aksesuar dalak yerleşim yerleri;
- En sık dalak hilusunda
- Gastrosplenik ve splenokolik ligamentlerde
- Gastrokolik ligamentte
- Splenorenal ligamentte
- Büyük omentumda
- Nadiren kadında pelvis, erkekte skrotumda sol testis lokalizasyonunda da bulunabilir.
Dalağın fonksiyonları;
Filtrasyon
- Hatalı ve yaşlanmış eritrositler
- Hatalı granülositler
- Hatalı ve normal trombositler
- Hücresel artıklar
İmmünolojik fonksiyonları
- Mononükleer fagositik sistemden çok zengin, antijeni gören hücre sisteminin bulunduğu ve antikor sentezinin yapıldığı organdır .
- Özellikle Ig M yapısındaki antikorların sentezinde rolü vardır.
- Dalakta bulunan makrofajlar antijenleri ve antijen-antikor komplekslerini fagosite etmektedir.
- Beyaz pulpadaki T ve B lenfositlerinin varlığı primer ve sekonder immün yanıtın oluşumunu sağlar.
- Depolama
- Eritrositleri
- Retikulositleri
- Lenfositleri
- Trombositleri
- Kan hacminin düzenlenmesi. Kronik masif splenomegalili hastalarda plazma hacmi artmaktadır
- Hematopoez. Esas olarak fetal yaşamda görülen bir fonksiyonudur. Doğumdan sonra bu işlevini kaybetmekle birlikte miyeloid metaplazi, kronik myelositik lösemi ve polisitemi vera gibi hastalıklarda dalakta hematopoez olmaktadır. Demirin tekrar kullanılmasını sağlamaktadır.
Hipersplenizm
- Hücresel elamanların dalakta aşırı yıkımıyla karakterizedir.Kandaki hücrelere karşı dalakta antikor üretilmesi sonucunda oluşmaktadır. Dalak aktivitesinin artışı, kan elamanlarının tümünün (pansitopeni) veya ikili kombinasyonlarının (anemi, lökopeni, trombositopeni) azalmasına neden olabilir. Dalak fagositik aktivitesindeki artmaya paralel olarak tedricen büyümeye başlar ve anormal hücrelerin eliminasyonu yanında, zaman içinde normal kan hücrelerinin de sekestrasyonu söz konusu olur.
TEDAVİSİ SPLENEKTOMİ OLAN HEMATOLOJİK HASTALIKLAR |
| Hemolitik Anemiler: |
|
| İdiopatik Trombositopenik Purpura |
| Trombotik Trombositopenik Purpura |
| Primer Hipersplenizm |
| Sekonder Hipersplenizm |
| Myeloid Metaplazi |
| Lösemiler |
| Diğer Hastalıklar |
|
| Diğer Lezyonlar: |
|
| Travma: Künt travmada en sık yaralanan organdır. |
*Sol omuza vuran ağrı Kehr işareti olarak bilinir.Aynı bulgu trandelenburgda birkaç dakika tutulan hastanın sol üst kadranında bimanuel muayene ile de oluşur. Splenik travmada nadiren sol üst kadranda ele hassas bir kitle gelir. Ekstra veya subkapsüler hematoma ile omentumun dalağa yapışması ile oluşan bu işarete Ballance işareti denilir.
Hemolitik Anemiler : Matür eritrositlerin hızlanmış yıkımı ile karakterize bir dizi hastalığı kapsar.
Herediter sferositoz: Otomozal dominant geçişli olup, semptomatik familyal hemolitik anemilerin en sık görülenidir . Temel anormallik eritrositlerin, membran defektine bağlı olarak, normalden küçük, kalın ve sferik olmalarıdır. Osmotik frajiliteleri artmış sferositik eritrositlerin dalakta yıkılır. Anemi, retikulositozis, sarılık ve splenomegali görülebilir. Sferositozlu hastaların %30-60’ında safra taşları gelişebilir. Splenektomi tek tedavisidir. Genellikle 4 yaşından önce yapılmaz. Tedaviye dirençli bacak ülserleri varsa daha erken yapılabilir .
Herediter eliptositoz: Klinik tablo sferositozdakine çok benzer. Tüm semptomatik hastalar için splenektomi gerekir.
Enzim eksikliklerine bağlı herediter hemolitik anemiler:
- Anerobik glikolitik yoldaki enzim eksiklikleri, PK eksikliği
- HMS’ındaki enzim eksiklikleri, prototipi G-6-PD eksikliği: Bu eksiklikler nedeni ile eritrositlerin hemoliz oranları artar.PK eksikliğinde splenomegali daha sık görülürken G-6-PD eksikliğinde daha nadirdir .Hastaların çoğunda hemoglobin düzeyleri 8 gr/dL’nin üzerinde kalır, asemptomatiktir ve tedavi gerektirmez Ciddi PK eksikliklerinde splenektomi faydalı olabilir.G-6-PD eksikliğinde splenektomi endikasyonu yoktur.
Talassemi: Splenektomi temel hematolojik hastalığı etkilememekle beraber hemolizi ve transfüzyon gereksinimini azaltır. Belirgin splenomegali ve/veya tekrarlayan semptomatik dalak infarktları splenektomi için endikasyon oluşturur.
Orak hücreli anemi: Eritrositlerde normalde bulunan Hb-A’nın Hb-S ile yer değiştirdiği hemoglobinopatidir. Oksijen basıncının düştüğü durumlarda eritrositlerin içindeki Hb-S kristalleşir. Orak biçimindeki bu eritrositlere bağlı kan viskozitesi artar ve dolaşımda yer yer stazlar meydana gelir. Bu durgunluğun primer sonucu trombozdur. Bu da iskemi, nekroz ve organ fibrozislerine yol açar. Dalakta orak hücrelerin neden olduğu infarktlar sonucu otosplenektomi gelişmektedir. Splenektomi nadiren gerekir
İdiopatik otoimmün hemolitik anemi: Temel olarak otoimmün hastalık sonucu eritrositlere karşı gelişen antikorlar aptanır
- Hafif sarılık vardır, olguların yarısında dalak büyümüştür
- %25’inde safra taşları saptanabilir
- Kemik iliği hipersellülerdir
- Direk Coombs testi ile hastanın eritrositlerine karşı otoantikorların gösterilmesi hastalığın belirleyici özelliğidir
- Bazı hastalarda akut bir seyir gösterir, kendikendini sınırlar ve tedavi gerektirmez.
- Daha ciddi anemiler kortikosteroid veya kan transfüzyonu gerektirebilir
Splenektomi endikasyonları:
- Steroide rezistan ise
- Remisyon için çok yüksek doz steroid gerekiyorsa
- Steroide bağlı yan etkiler ortaya çıkıyorsa
- Steroid kontrendike ise
İTP (İdyopatik trombositik purpura )
Dolaşımdaki Ig G yapısındaki antitrombosit faktörlere bağlı olarak trombositlerin yıkılması ile karakterize kazanılmış bir hastalıktır.Bu faktörlerin kaynağı dalaktır. Ayrıca sensitize trombositlerin tutulduğu yer de dalaktır. En sık rastlanan klinik belirtiler peteşi ve/veya ekimozlardır . Dalak nadiren palpabıldır. Splenomegali trombositopeniye başka bir hastalığın neden olabileceği yönünde şüphe uyandırmalıdır .
Karakteristik laboratuvar bulguları:
Trombosit sayısı< 50000/mm3
Kanama zamanı uzamış ama pıhtılaşma zamanı Normal
Genellikle belirgin anemi veya lökopeni görülmez
Evans sendromu ITP ile birlikte otoimmün hemolitik anemi bulunmasına denir.
Trombosit ömrünün kısaldığı saptanır. Ancak tanı için bu test şart değildir. Kemik iliği aspirasyonu megakaryosit sayılarının normal ya da artmış olduğunu gösterir. ITP tanısı alan hastalara 6 hafta-2 ay steroid tedavisi uygulanmakta, eğer tedaviye cevaben trombosit sayısı artmazsa splenektomi yapılmaktadır. Eğer cevap verirse steroid dozu tedricen azaltılmakta, bu sırada trombositopeni gelişirse splenektomi yapılmaktadır. Trombositopeniye bağlı intrakranial kanama gelişirse acil splenektomi yapılmalıdır. ITP nedeni ile ameliyata alınacak hastalar için hazırlanan trombosit süspansiyonları splenik damarlar bağlandıktan sonra verilmelidir.
Sistemik lupus eritematozus (SLE).:SLE’ye bağlı refraktör sitopeniler splenektomiye cevap verebilir.
Trombotik trombositopenik purrpura (TTP) : Arteriol veya kapillerlerin hastalığı olmasına rağmen, splenektomiye cevap verebilen belirgin hematolojik değişiklikler de vardır.
Myeloproliferatif hastalıklar: Myeloid metaplazi kemik iliği, karaciğer, dalak ve lenf nodlarında artmış bağ dokusu proliferasyonu ile ortaya çıkan panproliferatif süreçtir.Kemik ilğindeki myelofibroz sonucu hematopoezde tedrici ve progresif azalma olur. Karaciğer, dalak ve uzun kemiklerde hemopoetik elamanların proliferasyonu da söz konusudur. Polisitemia vera, myelojenik lösemi ve idiopatik trombositoz bu hastalıkla ilişkilidir. Anemi ve splenomegaliye bağlı gelişen semptomlar ön plandadır. Splenektomi hastalığın genel gidişini değiştirmemekle birlikte anemi, trombositopeni ve splenomegali ile ilişkili semptomların kontrolü için gerekmektedir. Myeloid metaplazili hastalarda splenektominin morbidite ve mortalitesi diğer hematolojik hastalıklara göre daha yüksektir.
Kronik lenfositik lösemi ve kronik myelositik lösemide splenektomi çok ağır pansitopeni varlığı dışında yapılmamaktadır. Hairy cell lösemide sekestrasyon ve hipersplenizm nedeni ile pansitopeni gelişmektedir. Tedavisinde splenektomi çok etkilidir.
Hodgkin hastalığında evrelendirme laparotomisi yaygın olarak uygulanmaktadır.
- İntraabdominal alan incelenmekte
- Splenektomi
- Karaciğerin her iki lobundan wedge ve iğne biopsileri yapılmakta
- Mezenterik, paraaortik, paraduodenal ve iliak lenf bezlerinden multiple biyopsiler alınmaktadır
Ancak son yıllarda CT tercih edilmekte cerrahi evrelendirme daha az yapılmaktadır.
Felty sendromu :
Aslında çok sık görülmeyen, RA’in eklem dışı bulgularından birisidir. RA + splenomegali + nötropeni Felty sendromunun klasik triadını oluşturur. Felty sendromu özellikle RF’nin pozitif olduğu, sıklıkla Romatoid nodüllerin de bulunduğu eski ve ağır RA’li olgularda görülür (>10 yıl). Sıklıkla HLA DR4 pozitifliği (%95) vardır. Felty sendromundaki lökopeni genelde 2000/mm3 altında seyreden nötropeni şeklindedir.
- Splenomegali şart değil (> %90)
- RA’li olguların %1-3’ünde görülür
- %60-80 kadınlarda görülür
- Geç 30’lu, erken 40’lı yaşlarda sık
- Pozitif aile öyküsü var .
- Kortikosteroidler ve splenektomi nötropeniyi düzeltmek ve hastaların infeksiyona olan yatkınlığını azaltmak için kullanılabilir
- Steroid tedavisinin etkileri geçici olabilmekle beraber splenektominin hematolojik sonuçları mükemmeldir.
Splenektomi endikasyonları:
- Ciddi ve tekrarlayan infeksiyonları olan nötropenik hastalar,
- Anemi nedeni ile tekrarlayan transfüzyon gereksinimi olan hastalar,
- Ağır trombositopenisi olan hastalar
- Tedaviye dirençli bacak ülseri olan hastalarda endikasyon vardır.
Sarkoidoz : Genç yetişkinleri etkileyen bir hastalıktır.Gece terlemeleri görülebilir, ateş olağan bir bulgu değildir..Hastaların %50’sinde deri lezyonları görülür.Jeneralize lenfadenopati sıktır.Olguların %25’inde dalak ve karaciğer tutulumuna bağlı splenomegali ve hepatomegali bulunabilir .Splenomegalili hastaların yaklaşık %20’sinde hipersplenizm bulguları, özellikle de trombositopenik purpura gelişebilir.Hemolitik anemi, nötropeni, pansitopeni ve spontan dalak rüptürleri de gözlenmektedir .Hipersplenizme bağlı komplikasyonlar görülen hastalarda splenektomi yapılmalıdır.
Gaucher hastalığı: Glikolipid serobrosidlerin retikuloendotelyal hücrelerde anormal depolanması veya retansiyonu ile karakterize familyal hastalıktır.Karaciğer, dalak ve lenf bezlerinde büyümelere neden olur. Genellikle çocuklukta tanı konmakla beraber yetişkinlerde de görülebilir.Splenomegaliye bağlı karında kitle saptanır.Kan elemanlarının dalakta sekestrasyonu sonucu hipersplenizmin hematolojik bulguları gelişir. Trombositopeni, anemi hemen daima saptanır.Hafif nötropeni de sıklıkla saptanır. Splenektomi hemen tüm hastalarda hematolojik hastalığı düzeltir.
Porfiria eritropoetika : Konjenital eritrosit metabolizma hastalığıdır .Deride fotosensitizasyon ve ciddi büllöz dermatit görülür.Prematür eritrositlerin dalak içinde yıkımı ciddi anemiye yol açar. Hemoliz veya splenomegali olan hastalarda splenektomi yapılmalıdır.
Sistemik mast hücre hastalığı :Ürtiker pigmentosa ve derinin, Kİ’nin GİS’in mast hücreleri ile infiltrasyonu ile karakterize hastalıktır. Lenfadenopatik mastositozis, eozinofili ve ciddi trombositopeni ile giden agresif seyirli hastalarda splenektomi faydalı olabilir.
Ektopik dalak Çok nadir görülen, splenik ligamentlerin normalden uzun olmasına bağlı dalağın çok mobil olması ile karakterizedir Dalak alt kadranda veya pelviste bulunabilir.
Kist ve tümörleri: Dalak kistleri nadir görülür.Parazitik kistler genellikle echinococcus’a bağlı gelişir .Non-parazitik dalak kistleri; dermoid, epidermoid, epitelyal ve psödokist’tir Parazitik olmayan dalak kistlerinin %80’i yalancı (sekonder) kist tipindedir. Bunların çoğu travmaya ikincil okkült rüptürler sonucu gelişir. Tüm dalak kistlerinin belirtileri dalak büyümesi ve çevre organlara baskı şeklindedir. Kanama, rüptür ve sekonder bakteriyel infeksiyonlar en önemli komplikasyonlarıdır. Semptomatik parazitik kistler splenektomi ile tedavi edilir . Asemptomatik psödokistler cerrahi tedavi gerektirmez ama ultrasonografik olarak büyüme riski açısından takip edilmelidir. 5 cm ve üzerindeki dalak kistlerinde cerrahi endikasyonu vardır. En sık görülen benign tümörü hemanjiomlardır . En sık görülen primer malign tümörü anjiosarkomdur .
Abseleri : Splenik abseler abdominal sepsisin çok nadir görülen nedenidir.Primer splenik abseler orak hücreli anemide infarkt sonrası görülür.İntravenöz ilaç alışkanlığı olanlarda da piyojenik splenik abseler daha sık görülmektedir.Klinik olarak ateş, titreme, splenomegali ve sol üst kadran hassasiyeti bulunur.Splenektomi tercih edilen tedavi yöntemidir.Splenik fungal abseler immünsüpresif, steroid veya kemoterapi alanlarda gelişir.Hastaların çoğu sistemik antibiyotik tedavisi alan ve intestinal kandidia kolonizasyonu gelişmiş hastalardır.
| Splenektomi komplikasyonları |
| Sol alt lob atelektazisi En sık görülen komplikasyonudur |
| Subfrenik hematom |
| Subfrenik abse |
| Pankreatit |
| Pankreatik fistül |
Spontan dalak rüptürü : Normal dalağın spontan olarak rüptüre olabildiğini belirten yayınlar olmasına rağmen, bu olay daha çok hematolojik hastalıklar tarafından tutulan dalakta görülen bir olaydır. Spontan dalak rüptürünün en sık karşılaşılan nedeni sıtmadır. İnfeksiyöz mononükleozis ikinci sırada gelir. İnfeksiyöz mononükleozisli hastalarda en sık ölüm nedeni spontan veya minör travma sonrası görülen dalak rüptürüdür.
Meme Kanserinde risk faktörleri ve tarama
Meme kanseri kadınlarda en sık olarak gözlenen kanserdir. Bir kadının hayatı boyunca meme kanserine yakalanma riski yaklaşık olarak %11 dir. Meme kanseri taraması için öncelikle meme kanserinin risk faktörlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Ancak risk faktörlerinin bulunması mutlaka hastalığa yakalanılacağı anlamına gelmemektedir. Birkaç risk faktörü bulunan hastalarda meme kanseri görülmez iken risk faktörü bulunmayan kişilerde hastalık gözlenebilmektedir. Ancak hastalığın risk faktörlerinin bilinmesi ile tarama ve daha sıkı takip ile hastalığın erken tanısı ve tedavisi mümkün olabilmektedir. Meme kanseri risk faktörleri ;
A- Değiştirilemeyen Risk faktörleri:
- Cinsiyet: Kadın cinsiyet meme kanseri için en büyük risk faktörünü oluşturmaktadır. Meme dokusunun östrojen ve progesterona maruz kalması asıl etkiyi oluşturmaktadır.Ancak erkeklerde de meme kanseri gözlenebilmektedir. Kadınlarda meme kanseri görülme oranı erkeklere göre 100 kat daha fazla rastlanır.
- Yaş: Meme kanseri gelişim riski yaşla beraber artmaktadır. Meme kanserlerinin sadece %2’si 30 yaş altındadır. 45 yaş üzerinde risk belirgin olarak artmaktadır.
- Ailesel meme kanseri öyküsü : Ailesinde meme kanseri olan hastalarda risk artmaktadır. Özellikler birinci derece bayan akrabalarında meme kanseri bulunanlarda risk 2 kat artmaktadır. Birinci derece yakın sayısının ikiye çıkması ile meme kanseri riski 5 kat artmaktadır. Ailesel meme kanseri oranı %20 dir.
- Kişisel meme kanseri öyküsü : Bir memesinde kanseri olan hastaların diğer memesinde meme kanseri gelişme riski 4 kat artmaktadır.
- Genetik faktörler : Meme kanserlerinin %5-10’u anne ve babadan genetik olarak geçen bozuk genlerden kaynaklanmaktadır. En sık meme kanseri ile ilgili görülen mutasyonlar ise BRCA1 v e BRCA2 genlerindeki mutasyonlardır. Bu genlerden birisinde mutasyon olması kişinin hayatı boyunca meme kanserine yakalanma riskini % 50-85 ‘e çıkarmaktadır.
- Meme yapısı: Memede yağ dokusunun az olması , süt bezi ve süt kanallarının fazla olması durumuna yoğun meme dokusu ismi verilmekte ve bu durumda meme kanseri riski artmaktadır. Bununla beraber yoğun meme dokusunda mamografik değerlendirme de zor olmaktadır.
- Benign meme hastalıkları : Bazı benign meme hastalıkları meme kanseri riskinde artışa neden olmaktadır. Atipi göstermeyen duktal hiperplazi oluşturan hastalıklarda meme kanseri riski iki kata kadar artmaktadır. Bu hastalıklar; Komplike fibroadenom, Sklerozan adenosis,Çok sayıda papillom, Radyal skar ,Atipik duktal hiperplazi ,Atipik lobuler hiperplazi dir. Atipi gösteren duktal hiperplazi oluşturan hastalıklarda ise meme kanseri riski 4-5 kat artmaktadır. Bunlar Atipik duktal hiperplazi ve Atipik lobuler hiperplazi dir. Ayrıca lobuler karsinoma insutu belirgin olarak meme kanseri riskini arttırmaktadır. (yaklaşık 10 kat )
- Mensturual durum: Meme kanseri gelişiminde östrojen ve progesteron hormonları önemli rol oynamaktadır. Hormonlarının etki süresi arttıkça meme kanseri riski de artmaktadır. Bu nedenle erken menarş ( ilk adetin 12 yaş altında olması ) ve geç menopoz meme kanseri riskini yükseltmektedir.
- Radyoaktif ışınlar: Herhangi bir nedenle özellikle göğüs bölgesine uygulanmış olan ışın tedavisi meme kanserini arttırmaktadır ancak 40 yaş üstündeki alınan ışınlarda meme kanseri riski artmamaktadır.
B- Yaşam tarzı ile ilişkili faktörler:
- İleri yaşta doğum yapmak veya hiç doğum yapmamak meme kanseri riskini hafif arttırmaktadır. Çok sayıda gebelik ve erken yaşta gebelik meme kanseri riskini azaltmaktadır.
- Oral kontraseptif kullanımı: ilaç kullanımı ile risk artmaktadır.Ancak ilacın bırakılması ile meme kanseri riski azalmakta ve 10 yıl sonra etkisi kalmamaktadır.
- Emzirme : özellikler 1-2 yıl emzirme meme kanseri riskini azaltmaktadır. Bu sadece emzirme değil doğum yapmış olmak , gebelik süreci, hormonal değişiklik gibi faktörlerin birlikte etkisidir.
- Menopoz sonrasında hormon replasman tedavisi : Östrojen ve progesteron içeren hormonal tedavi uygulanması meme kanseri riskini arttırmaktadır. İlacın bırakılmasından 5 yıl sonra risk normale dönmektedir.
- Alkol tüketimi: Alkol tüketimi meme kanseri riskini arttırmaktadır.
- Düzenli olarak yapılan egzersiz meme kanseri riskini azaltmaktadır.
- Obezite: Fazla kilolu olmak meme kanseri açısından önemli bir risk faktörüdür. Özellikle ergenlik dönemi sonrasında alınan kilolar ile risk daha fazla artmaktadır.
C- Meme kanseri ile ilgili risk faktörleri ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Henüz etkisi ispatlanmamış ama meme kanserinde suçlanabilecek faktörler ise yüksek oranda yağlı diyet, antipersistantlar , küretaj , meme protezleri , sütyen ,sigara, gece çalışması olarak sıralanabilir.
ULUSAL KANSER TARAMA STANDARTLARI
| 20 Yaş | 25 Yaş | 30 Yaş | 35 Yaş | 40 Yaş | 45 yaş | 50 Yaş | 55 Yaş | 60 Yaş | 65 Yaş | 70 Yaş | |
| MEME KANSERİ TARAMASI | Ayda 1 KENDİ KENDİNE MUAYENE ve yılda 1 hekim muayenesi |
Ayda 1 KENDİ KENDİNE MUAYENE ve yılda 1 hekim muayenesi |
Ayda 1 KENDİ KENDİNE MUAYENE ve yılda 1 hekim muayenesi |
Ayda 1 KENDİ KENDİNE MUAYENE ve yılda 1 hekim muayenesi |
Ayda 1 KENDİ KENDİNE MUAYENE ve yılda 1 hekim muayenesi |
Ayda 1 KENDİ KENDİNE MUAYENE ve yılda 1 hekim muayenesi |
2 yılda 1 mamografi çekimi | 2 yılda 1 mamografi çekimi | 2 yılda 1 mamografi çekimi | 2 yılda 1 mamografi çekimi | 2 yılda 1 mamografi çekimi |




